İçeriğe geç

· Hazırlayan: Av. Muhammet Kaya

Tutuklama ve adli kontrol arasındaki farklar

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; yayın tarihindeki bilgilere göre hazırlanmıştır, mevzuat değişebilir ve hukuki görüş niteliği taşımaz.

Koruma tedbiri nedir?

Tutuklama ve adli kontrol, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlenen koruma tedbirleridir. İkisi de yargılama sürerken uygulanır. Hüküm öncesinde alındıkları için ceza niteliği taşımazlar.

Amaç, yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına almaktır.

Tutuklama

Tutuklama, kişinin özgürlüğünü kısıtlayan en ağır koruma tedbirlerinden biridir. Kanunun 100. maddesine göre tutuklama için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması gerekir. Ayrıca bir tutuklama nedeninin varlığı aranır. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması hâlinde tutuklama kararı verilemez.

Kanun, bazı hâllerde tutuklama nedeninin var sayılabileceğini belirtir. Örneğin şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması ya da kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması; davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme ya da tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma girişiminde bulunma hususunda kuvvetli şüphe oluşturması bu kapsamdadır (CMK m.100/2).

Soruşturma evresinde tutuklamaya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde savcının istemi üzerine veya re'sen mahkeme karar verir. Tutuklama istenildiğinde şüpheli veya sanık, seçeceği ya da baro tarafından görevlendirilecek müdafiin yardımından yararlanır. Kararda kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedenlerinin varlığı, tedbirin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı somut olgularla gerekçelendirilir (CMK m.101).

Adli kontrol

Adli kontrol, tutuklamaya göre daha hafif bir tedbirdir. Kanunun 109. maddesine göre, 100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir.

Kişi serbest kalır, ancak belirli yükümlülüklere uymak zorundadır. Kanundaki yükümlülükler arasında şunlar sayılabilir.

  • Yurt dışına çıkmamak
  • Belirli yerlere belirli aralıklarla başvurmak
  • Belirli bir yerleşim alanından ayrılmamak
  • Güvence (teminat) yatırmak
  • Araç kullanmamak veya silah bulundurmamak ya da taşımamak

Başlıca farklar

İki tedbir arasındaki temel fark, kişi özgürlüğüne müdahalenin düzeyidir. Tutuklamada kişi tutukevinde bulunur. Adli kontrolde ise kişi özgürdür ve yükümlülükleri yerine getirir.

Adli kontrol, tutuklamanın alternatifi olarak düşünülür. Hâkim, önce ölçülülük ilkesi çerçevesinde adli kontrolün yeterli olup olmadığını değerlendirir.

Adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir (CMK m.112).

Denetim ve itiraz

Tutuklu şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında salıverilmesini isteyebilir (CMK m.104). Tutuklama kararına ve tutukluluğun devamına veya salıverilmeye ilişkin kararlara itiraz edilebilir (m.101, m.104). İtiraz, kanun ayrıca hüküm koymadıkça, ilgililerin kararı öğrendiği günden itibaren iki hafta içinde, kararı veren mercie verilecek dilekçe veya zabıt katibine yapılacak beyanla yapılır (m.268). Adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceğine ise en geç dört aylık aralıklarla karar verilir (m.110/4).

Tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde en çok bir yıldır; zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir. Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde en çok iki yıldır ve gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, kanunda sayılan bazı suç gruplarında beş yılı geçemez (CMK m.102/1-2). Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde altı ayı, giren işlerde bir yılı geçemez; kanunda sayılan bazı suç gruplarında bu süre daha uzundur (m.102/4). Bu süreler çocuklar bakımından kanunda belirtilen oranlarda uygulanır (m.102/5).

Ölçülülük ilkesi

Her iki tedbirde de ölçülülük ilkesi geçerlidir. Tedbirin, isnat edilen suçla ve beklenen yaptırımla orantılı olması gerekir. Hafif bir tedbir amacı sağlıyorsa daha ağır tedbire başvurulmaz.

Kanun, bazı suçlar bakımından tutuklamayı sınırlar: Sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda veya vücut dokunulmazlığına karşı kasten işlenenler hariç olmak üzere hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez (CMK m.100/4). Tutuklama yasağı öngörülen hâllerde de adli kontrol hükümleri uygulanabilir (m.109/2).

Tazminat ve hukuki sonuçlar

Hüküm kesinleşmeden önce şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran hâller nedeniyle, yani tutuklulukta da geçirilen süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir (TCK m.63). Adli kontrol altında geçen süre ise kural olarak şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez; kanun bazı yükümlülükler için istisna öngörür (CMK m.109/6). Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra hakkında kovuşturmaya yer olmadığına ya da beraate karar verilen kişi, maddi ve manevi zararlarını Devletten isteyebilir (CMK m.141/1-e).

Tazminat isteminde bulunmak için karar veya hükmün kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde başvurulabilir (CMK m.142/1).

Karar süreci

Soruşturma evresinde savcı, tutuklama veya adli kontrol talebiyle sulh ceza hâkimliğine başvurur. Hâkim, şüpheliyi dinler. Müdafi de bu aşamada hazır bulunabilir ve görüşünü bildirebilir.

Hâkim, dosyadaki delilleri ve kişinin durumunu birlikte değerlendirir. Sonuçta tutuklama, adli kontrol ya da serbest bırakma kararı verebilir.

Sürekli gözden geçirme

Koruma tedbirleri geçicidir. Tedbirin dayanağı ortadan kalkarsa kaldırılması gerekir. Soruşturma evresinde tutukluluğun devamının gerekip gerekmeyeceği, en geç otuzar günlük sürelerle sulh ceza hâkimi tarafından incelenir; kovuşturmada hâkim veya mahkeme her oturumda ya da bu süre içinde re'sen karar verir (CMK m.108).

Bu yaklaşım, tedbirin yargılama sürecinin gerektirdiğinden uzun sürmemesini amaçlar.

Hangi durumda hangisi?

Hangi tedbirin uygulanacağı, her olayın kendi koşullarına göre belirlenir. Kaçma şüphesi, delilleri karartma ihtimali ve suçun niteliği gibi unsurlar birlikte değerlendirilir.

Genel kural olarak, adli kontrol yeterli olduğunda tutuklama yoluna gidilmez. Bu yaklaşım, kişi özgürlüğünü koruyan temel bir ilkedir.

Not

Mevzuat değişebilir; yazıdaki bilgiler yayın tarihi itibarıyla geneldir ve güncel kanun metniyle karşılaştırılmalıdır.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; belirli bir dosya için görüş içermez.

Aydın'da yargı yeri

Soruşturma, ilgili adliyedeki Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülür; ceza davaları asliye ceza veya ağır ceza mahkemelerinde görülür. Aydın, Nazilli ve Söke adliyelerinde ağır ceza mahkemesi bulunur. Aydın Adliyesi'nde adli sicil şefliği ve denetimli serbestlik müdürlüğü de yer alır. Aydın Adliyesi, Efeler'de Köprülü-Veysi Paşa Mahallesi'ndeki Adalet Sarayı'nda hizmet verir; Nazilli ve Söke adliyeleri ile bunlara bağlı ilçe adliyeleri için ilçe–adliye tablosu Aydın'da yargı sayfasındadır.

Aydın'da yargı: adliyeler ve ilçeler

Kaynaklar

İlgili yazılar

Hukuk sözlüğü · Sık sorulan sorular